Geoffrey Canada: Başarısızlığa uğrayan Okullarımız. Yeter Artık!!

 

Birted talksaz gerginim çünkü karım Yvonne bana dedi ki; “Geoff, TED Konuşmalarını dinledin.” Ve ben ona “Evet, hayatım, TED Konuşmalarına bayılıyorum.” dedim. Karım dedi ki; “Biliyorsun, onlar, oldukça zeki, yetenekli…” “Biliyorum, biliyorum.” dedim. Ve o “Bilirsin onlar, kızgın, siyahi adamı istemezler.” dedi. Ben de ona “Hayır, uslu olacağım, hayatım, uslu olacağım.” dedim. Ama kızgınım. Ve son baktığımda, ben…Heyacanlı fakat kızgın olmamın sebebi şu; Bu yıl da, milyonlarca çocuğumuzu gereksiz yere kaybedeceğiz. Hem de şu anda hepsini kurtarabilecekken. Burada olan eğitimcilerin ne kadar kaliteli olduklarını sizler gördünüz. O eğitimcilerin, bu çocuklara el uzatıp, onları kurtaramayacaklarını söyleyemezsiniz. Biliyorum, yapabilirler! Kesinlikle mümkün. Neden bunu düzeltmedik? Biz eğitimciler,kaç milyon gencin başarısız olduğunu umursamadığımız bir ticaret planını sürdüregeldik ve işe yaramayan bu planı uygulamaya devam ediyoruz. Hiç kimse de bundan rahatsız olmuyor, değil mi? Artık “Bu kadarı yeter!” demek gerekiyor. Bakın size anlamsız bir ticaret planı daha. Biliyorsunuz, ben şehirde büyüdüm.56 yıl önce ben okula ilk başladığımda, orada başarısız öğrenciler vardı. Ve o okullar bugün, hâlen berbat durumda. 56 yıl sonrasında.. Ve berbat okullar hakkında bir şeyi bilmek ister misiniz? Onlar şarap gibi değillerdir. Değil mi? Hani, “87 çok iyi yıldı.” diyebileceğiniz türden. Değil mi? Böyle değil. Söylemek istediğim… Her geçen yıl, hep aynı yaklaşım. Değil mi? Herkes için tek bir beden, eğer o bedene girebilirsen, ne âlâ, eğer giremezsen, şansına küs… Evet, şansına küs. Neden şimdiye kadar bir değişimin gerçekleşmesine olanak sağlamadık? Bundan daha iyisini yapamayacağımızı söylemeyin. Bakın, 50 yıldır çocukları başarısızlığa uğratan bir yere gidiyorsunuz, ve soruyorsunuz; “planınız nedir?” Size diyorlar ki; “Geçen sene ne yaptıysak onu yapacağız.” Ne çeşit bir ticaret modelidir bu? Eskiden bankalar saat 10’dan 3’e kadar çalışırlardı. 10’dan 3’e kadar! Öğle yemeği saatinde de kapalı olurlardı. Bu saatlerde kim bankaya gider ki? İşsizler mi? Onların bankaya ihtiyacı yok. Çünkü bankada paraları yok. Bu modeli kim yarattı? Değil mi? ve bu düzen onlarca yıl devam etti. Neden, biliyor musunuz? Çünkü müşterileri umursamıyorlardı. Her şey bankerler içindi. Kendi işlerine yarayan bir model yarattılar. Mesai saatlerinde bankaya nasıl gidersiniz? Bunun bir önemi yoktu. Geoff’in bankaya gidemediği için üzgün olduğunu umursamazlardı. “Git başka banka bul.” diye düşünürlerdi. Ama hepsi aynı şekilde çalışıyor… Değil mi? Ve bir gün, çılgın bir bankerin aklına bir fikir geldi. “Belki de, insanların çalışmadığı saatlerde de bankaları açık tutmalıyız. İnsanlar bunu sevebilir. Cumartesi’ye ne dersiniz? Ya da teknolojiyi kullanmaya?” Bakın, ben bir teknoloji hayranıyım. Fakat size itiraf etmeliyim ki ben biraz, biraz yaşlıyım. Bu yüzden biraz yavaştım ve teknolojiye pek güvenmiyordum. Şu tuhaf aletleri çıkarttıklarında, hani şu kartını soktuğunda sana para veren veznedarları, dedim ki; “Bu aletin parayı doğru saymasına imkân yok. Ben bunu asla kullanmam.”Ve, ve, teknoloji değişti. Pek çok şey değişti. Ne var ki eğitim sistemi değişmedi. Neden? Neden, çevirmeli telefonların olduğu, çocuk felcinden insanların sakat kaldığı dönemdeki eğitim sistemimizle, şimdiki sistemimiz aynı? Ve eğer bir şeyleri değiştirebilecek bir plan ortaya koyacak olsanız, İnsanlar sizi “radikal” ilan ediyorlar. Hakkınızda en kötü şeyleri söylüyorlar. Bir gün dedim ki; “Bakın, eğer bilim diyorsa ki; -bunu bilim söylüyor, ben değil- en fakir öğrencilerimiz yaz tatili geldiğinde (başarı yönünden) geriliyor. Evet, Haziran’da bakıyorsunuz buradalar. Eylül’de bakıyorsunuz ki gerilemişler. Diyorsunuz ki; “Ooo!” 75’te Harvard Eğitim Fakültesinde iken duymuştum bunu. Dedim ki; “Hey, bu önemli bir çalışma!” Çünkü diyor ki; Bir şeyler yapmalıyız… Her on yılda bir aynı çalışmayı tekrarlıyorlar. Tamamen aynı sonuçlar çıkıyor; başarısız çocuklar yaz tatilinde geriliyor. Sistemin kararı ise; “Yazın okulları açamazsın.” Biliyor musunuz, hep merak etmişimdir; Bu kuralları kim koyuyor? Yıllar boyu– Bakın, ben Harvard Eğitim’e gittim.Birşeyler bildiğimi düşünürdüm. Derlerdi ki; bu zirai takvimdir ve insanlar– Ama bunun neden anlamsız olduğunu size söyleyeyim. Bunu hiç anlamadım, bunu hiç anlamadım çünkü; herkes bilir ki; eğer çiftçilik yapıyorsan, ekinleri Temmuz ve Ağustos’ta ekmezsin. Baharda ekersin! Bu fikri kim üretmiş? Kim bulmuş? Neden bunu uyguladık ki? Ve 1840’larda tüm yıl açık olan okullar oldu. Tüm yıl! Bütün yıl açıktılar. Çünkü, bir çok kişi tüm gün çalışmak zorundaydı ve çocuklarını gönderebilecek bir yer yoktu.,Okul onlar için mükemmel bir yerdi. Yani bu, eğitim tanrılarının bir buyruğu değildi. Peki biz neden böyle yapmıyoruz? Neden? Çünkü, bizim iş dünyamız bilimi kullanmayı reddetti. Bilim! Bill Gates çıkıp; “Bakın bu çalışıyor, değil mi? Bunu yapabiliriz.” diyor. Amerika’da kaç yer değişecek sizce? Hiç… Hiç. Tamam hadi iki olsun, tamam mı? Evet, bazı yerler– bazıları doğru olanı yapacaklardır. Mesleğimiz gereği bunu durdurmamız gerekiyor. Bilim gayet açık. Bildiğimiz şey şu; biliyoruz ki sorun en başta, değil mi? 0-3 yaş aralığı. Karım Yvonne ve benim 4 çocuğumuz var. 3’ü yetişkin ve biri de 15 yaşında. Uzun hikaye… İlk çocuklarımızda beyin gelişiminin bilimsel yönlerini bilmiyorduk. İlk üç yılın ne denli kritik olduğunu bilmiyorduk. O genç beyinlerde nelerin olup bittiğini bilmiyorduk. Dilin oynadığı rolün, uyaran ve tepkinin,seslenme ve cevaplamanın önemini bilmiyorduk. Bunları şimdi biliyoruz. Peki bununla ilgili ne yapıyoruz?Hiçbir şey… Zengin insanlar biliyor, Eğitimli kişiler biliyor. Bu yüzden onların çocukları avantajlı. Fakir insanlar ise bilmiyor. Ve bizler onlara yardım etmek için hiçbir şey yapmıyoruz. Hem de hiç. Hem de bunun çok kritik olduğunu bile bile. Şimdi, okul öncesini ele alalım. Biliyoruz ki, çocuklar için önemli. Fakir çocukların bu deneyime ihtiyaçları var. Ama hayır, pek çok yerde bunu alamıyorlar. Biliyoruz ki, sağlık hizmetleri önemli. Biliyorsunuz, biz sağlık hizmeti sağlıyoruz ve insanlar bana sürekli gelip yaygara yapıyorlar. Çünkü ben hesap verebilme, veri gibi pek çok iyi şeye önem veriyorum ama biz sağlık hizmeti veriyoruz yani çok para toplamam gerekiyor. İnsanlar bağış yaptıklarında sorarlardı; “Geoff, bu sağlık hizmetini neden veriyorsun?” Ben de bir şeyler uydurmak zorunda kalırdım. Derdim ki; “Şey, bilirsin, diş çürüğü olan bir çocuk derslerine iyi çalışamaz da.”. Çünkü para toplamak zorundaydım. Ama şimdi, yaşlandım. Şimdi onlara ne söylüyorum biliyor musunuz? “Neden bu çocuklara sağlık, spor, dinlenme ve sanat imkanlarını sağlıyorum biliyor musunuz? Çünkü ben çocukları seviyorum. Çocukları gerçekten seviyorum.” Çok zorladıklarında ise, diyorum ki; “Bunu yapıyorum çünkü sende aynısını kendi çocuğun için yapıyorsun.” “Çocuğuna dans dersleri aldırmanın cebirdeki başarısını artıracağını söyleyen bir MIT makalesi okumadın. Ama çocuğa yine de dans dersleri aldıracaksın ve onun da dans dersleri almak istediğini öğrendiğinde sevinçten havalara uçacaksın. Neden fakir çocuklar da aynı olanaklara sahip olamasınlar? Burası onların bu imkana sahip olabilecekleri bir yer.” Diğer bir konu; ben sınamayı seven bir adamım. İnanıyorum ki veriye ve bilgiye ihtiyacınız var. Çünkü üzerinde uğraşıp, çalıştığını sandığınız bir şey çalışmıyor olabilir, değil mi? Yani sizler eğitimcisiniz. Çalışırsınız, anlatırsınız, herkes anladı sanırsınız.Bir bakarsınız ki kimse anlamamış. Fakat sınavlarla ilgili problem şu; bizim yaptığımız sınavlar, –haftaya New York’ta sınavlar yapılacak– sınavlar Nisan’da yapılıyor. Peki sonuçları ne zaman alacağız? Belki Haziran, belki Temmuz! Ve, aslında sonuçlar muhteşem verilerdir. Sana Rahim’in çok zorlandığı, iki basamaklı sayıları çarpamadığı gibi şeyleri söyler. Harika verilerdir ama bunları okul bittikten sonra alırsın… Ee ne yaparsın? Tatile çıkarsın… Tatil dönüşü elinde geçen seneki sınavların tüm verileri vardırama sen onlara bakmazsın… Zaten niye bakasın ki? Bu yıl da yeni şeyler öğreteceksin. Peki tüm bunlara ne kadar para harcadık? Milyarlarca dolar… Kullanmak için çok geç olan verilere… O verilere Eylül’de ihtiyacım var. O verilere Ekim’de ihtiyacım var. Zorlandığın yerleri ve benim bunu düzeltip düzeltemediğimi bilmeliyim. Bunu bu hafta bilmeliyim. Yılın sonunda, her şey için çok geç olduğunda değil. Aslında, yaşım ilerledikçe kâhin gibi bir şey oldum. Okul puanlarını önceden tahmin edebiliyorum. Beni herhangi bir okula götürün. Sorunlu mahalle okullarında oldukça iyiyimdir. Deyin ki; geçtiğimiz yıl bu çocukların %48’i geçer not aldı. Ben de derim ki; “Tamam, plan nedir, geçtiğimiz yıldan bu yana ne yaptık?”. Ve siz; “Aynı şeyleri yapıyoruz.” dersiniz. Ben de bir tahmin yaparım. “Bu yıl geçer not alacakların oranı %44 ile %52 arasındadır.” derim. Ve her seferinde haklı çıkarım. Değil mi? Peki bu kadar para harcıyoruz ama karşılığında ne alıyoruz? Öğretmenlerin, öğrencilerinin durumu hakkındaki gerçek bilgiye şu anda ihtiyaçları var. Kritik nokta bugün. Çünkü bugün bir şey yapabilirsiniz. Endişe etmemiz gerektiğini düşündüğüm bir başka konu daha var. Mesleğimizde yeniliğin önünü tıkamamalıyız. Yenilik getirmek zorundayız. Fakat bizim meslekteki insanlar yeniliğe tahammül edemiyorlar. Farklı bir şey yaptığında öfkeleniyorlar. Eğer yeni bir şey denersen; “Ne bu, sözleşmeli okul mu?” gibi şeyler diyorlar. Hadi ama, yeni bir şeyler deneyelim, bir bakalım. Bu yaptığımız 55 yıldır işe yaramıyor. Farklı bir şey deneyelim.Doğrusunu isterseniz, bir kısmı işe yaramayacak. İnsanlar bana gelip; “O sözleşmeli okulların çoğu hiçbir işe yaramıyor.” diyor. Evet, çoğu işe yaramıyor. Kapatılmaları gerekir. Kapatılmaları gerektiğine gerçekten inanıyorum. Ne var ki, bilimi ve o işe yaramayan şeyleri irdelemek yerine, işe yaramaz deyip hiçbir şey yapmamayı tercih etmemeliyiz. Öyle değil mi? Çünkü dünyanın işleyişi bu değil. Teknolojiyi ele alalım,düşünün ki teknolojiyi de böyle değerlendirdik. Her seferinde, bir şey çalışmadığında çöpe atıp, “Unutalım gitsin.” dediğimizi düşünün. Beni ikna etmişlerdi. Eminim içinizde benim gibi olanlarınız vardır. ‘En yeni, en iyi; avuç içi bilgisayar!’ Bana dediler ki; ” Geoff, eğer bu avuç içi bilgisayarlardan alırsan başka hiçbir şeye ihtiyacın olmayacak.”. O şey sadece üç hafta dayandı. Sonra bitti. O şeye para harcadığıma öyle pişman oldum ki. Peki, buluş yapmayı durduran oldu mu? Bir kişi bile olmadı. Hiç kimse. İnsanlar icat etmeye devam etti. Başarısızlığa uğramış olman, seni bilimin sınırlarını zorlamaktan alıkoymamalı. İşimiz gereği biz eğitimciler; yapabileceğimiz şeylerin olduğunu biliyoruz. Ve daha iyisini yapmak zorundayız. Çocukları erken yaşlarında değerlendirmeye başlamak ve gençlere destek sağladığımızdan emin olmak zorundayız.Onlara tüm bu fırsatları sağlamak zorundayız. Evet, bunları yapmak zorundayız. Ama bu yenilik getirme konusu, bu, bilimin sınırlarını zorlayana kadar yenilik getirmeye devam etme fikri kesinlikle kritik bir şey.Bu arada, alanımızın tümü için oldukça çetin olduğunu düşündüğüm bir konu var. Amerika tüm bunları düzeltmek için bir 50 yıl daha bekleyemez. Zamanımız tükendi. Mali uçurumu bilmem ama biliyorum ki; göz göre göre üzerine yürümekte olduğumuz bir eğitim uçurumu var. Ve eğer ‘Buna bütçemiz yetmez.’ saçmalığının sürdürülmesine izin verirsek… Bill Gates diyor ki; “5 milyar dolara mal olur.”. ABD için 5 milyar dolar nedir ki? Bu yıl Afganistan’da ne kadar harcadık? Kaç trilyon? Ülke bir şeyi istediğinde, gözümüzü kırpmadan trilyon dolar harcıyoruz. Amerika’nın güvenliği tehdit edildiğinde, ne kadar olursa olsun harcıyoruz. Ülkenin gerçek güvenliği, gelecek nesilleri hazırlamaktan geçiyor. Böylece onlar bizim yerimizi alabilir ve fikir, teknoloji, demokrasi gibi önemsediğimiz noktalarda dünya lideri olabilirler.Çekinmeden söyleyebilirim ki, bu problemleri çözmeye gerçekten başlamamızın yanında, ödememiz gereken bedel çok çok az. Ve, bunu yaptığımız zaman ben artık kızgın olmayacağım. Onun için, sizlerbana biraz yardımcı olun. Hepinize çok teşekkürler. John Legend: Peki, Harlem’de öğrencilerin lisede okulu bırakma oranı nedir? Geoffrey Canada: John, geçtiğimiz yıl benim okulumda öğrencilerin %100’ü mezun oldu. Tümü üniversiteye gitti. Bu sene son sınıfların %100’ü mezun olacak. En son aldığım habere göre; %93’ü üniversiteye kabul edilmiş. Kalan %7’yi de göndermeliyiz. İşte böyle… JL: Peki, mezun olduktan sonra iletişimi nasıl devam ettiriyorsunuz? GC: Biliyor musun, bu ülkedeki sorunlardan biri de bu.Bu çocuklar aynı çocuklar, aynı savunmasız çocuklar ve sen onları okul için gönderdiğinde, okulu bırakanların rekor sayıda olduğunu görüyorsun. Bu yüzden, bu çocuklar için, iyi bir aileyi bir çok yönden taklit edecek bir destek ağı oluşturmak gerektiğinin farkına vardık. İyi bir aile senin canına okur, değil mi?Seni ararlar ve; “Notlarını görmek istiyorum!”, “Son sınavın nasıl geçti?”, “Ne demek okulu bırakmak istiyorum? O halde buraya dönemezsin!” falan derler. Benim öğrencilerim de Harlem’e dönemeyeceklerini bilir. Çünkü Geoff onların peşine düşer. Derler ki; “Aaa, gerçekten geri dönemem.” Hayır, okulda kalsan iyi edersin. Bunları şaka olsun diye söylemiyorum. Bu biraz da dayanıklılık meselesi. Başarısızlıklarını reddedeceğinizi bilirlerse, bu onlara değişik bir baskı uyguluyor ve kolay kolay vazgeçmiyorlar. Bazen içlerinde okuma isteği olmuyor ve diyorlar ki; “Devam etmek istemiyorum ama biliyorum ki annem deliye döner.”. Bu çocuklar için önemli ve başa çıkmalarını sağlıyor. Onlara öğrenim, yardım ve destek sağlayacak bir dizi strateji geliştirmeye çalışıyoruz ama aynı zamanda onları, “Bunu yapabilirsin. Zor olacak ama biz başarısız olmana izin vermeyeceğiz.” diyerek cesaretlendirmeye çalışıyoruz. JL: Teşekkür ederiz, Dr. Canada. Lütfen bir alkış.

Kaynak:Translated by Emre Kocahan
Reviewed by Hulya Uzun

Bookmark the permalink.

Bir Cevap Yazın